Kalite Yönetim Sistemi ve Dış Değerlendirici Eğitim Programının 2.si Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Katılımıyla Başladı

Kütahya’da İlahiyat Akreditasyon Ajansı’nın düzenlediği “Kalite Yönetim Sistemi ve Dış Değerlendirici Eğitim Programı”na katıldı.

Dumlupınar Üniversitesi Tavşanlı Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu Konferans Salonu’nda düzenlenen programın açış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Hayatın ve ölümün hangimiz daha güzel işler yapacağız diye bizi imtihana çekmek için yaratıldığını bizlere bildiren Rabbimize hamdolsun. Bütün insanlığa en güzel işler yapma noktasında rehberlik eden sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun” diyerek sözlerine başladı.

Başkan Erbaş, “İnsanoğlunun olduğu yerde her zaman en iyi aramak hep olmuştur” dedi.

“28 Şubat İlahiyatlara darbe vurdu”

Başkan Erbaş, İlahiyat Fakültelerinin günümüze kadar geçen zaman içerisinde daha iyi ve kaliteli bir eğitime ulaşma süreçlerinden bahsederek, “28 Şubat sürecinin ilahiyatlara vurduğu darbeyi biliyoruz. Bırakınız kaliteyi aramayı elimizdekileri de kaybettik. Daha sonra yeniden iyileştirmeler başladı” diye konuştu.

Başkan Erbaş, Diyanet personelinin mesleki yeterliliğine katkı sağlamak için yürütülen çalışmaları dile getirerek, “Diyanet Akademisini kuruyoruz, kanun taslağı çalışmalarımızı tamamladık. Önümüzdeki aylarda artık hizmet içi eğitimden bir adım öne geçiyoruz, hizmet öncesi eğitime başlayacağız” ifadelerini kullandı.

Diyanette görev almak isteyenlerin kurulacak olan Diyanet Akademi’de belli bir süre eğitime alınacağını aktaran Başkan Erbaş, şunları kaydetti:

“Hizmet öncesi eğitiminin sonunda sınav yapacağız bu sınavda belli puanı alanlar göreve başlayacak. Böyle bir uygulamaya doğru gitmiş olacağız akademi kurulduktan sonra. Amacımız, toplumun ve dünyanın geleceğine sahi dini bilgi ile yetiştirilmiş insan potansiyelimizle hizmet etmek.”

Başkan Erbaş, yakın tarihte, dini yükseköğretim açısından kaotik ve zorlu bir sürece rağmen Türkiye’de köklü bir ilim geleneğine sahip olunmasının etkisiyle başarılı çalışmalar yapıldığını belirtti.

Yeni Türkiye’nin din, diyanet, toplum, devlet perspektifine ve gelecek tasavvuruna önemli katkılarda bulunduğunu ifade eden Başkan Erbaş, konuşmasında şu başlıklara değindi;

“Dini yükseköğretim, tarihi müktesebatıyla güçlü ve doğru bir ilişki kurarak, mefkûre boyutunda evrensel bir bakış açısını tahkim etmelidir”

100’ü aşkın İlahiyat ve İslami İlimler Fakültesiyle önemli imkânlara sahibiz. Ancak son iki asırda yaşanan travmaların dini ve sosyal hayat alanında neden olduğu sorunların etkileri ve sonuçları hala devam etmektedir. Bilgi ve teknolojinin de etkisiyle bireysel ve toplumsal anlamda ilgi, algı ve olguların çok hızlı değiştiği son asır boyunca dini ve aktüel hayatı etkileyen harici ve dâhili pek çok unsurun olduğu da bir gerçekliktir. Dolayısıyla dini hayatın bugünü ve geleceği adına önümüzde devasa meselelerin olduğu günümüzde, hem son yüzyılın hayata gecikmişliğini telafi etmek hem de bugüne ve geleceğe geç kalmamak adına din öğretimi meselemizi, amaç, muhteva ve işlevsellik yönüyle, sosyal ve küresel gerçeklikler göz ardı edilmeden, çok boyutlu olarak, kapsamlı, disiplinli ve uzun vadeli çalışmalarla, kendimizle yüzleşmekten çekinmeden ele almak zorundayız.

Dini yükseköğretim, tarihi müktesebatıyla güçlü ve doğru bir ilişki kurarak, mefkûre boyutunda evrensel bir bakış açısını tahkim etmelidir. Geleneği toptan reddetmek ya da geçmişi her şeyiyle bugüne taşımak gibi bir imkânsızlığı teklif etmek yerine; geçmişin büyük ilmi müktesebatını sağlam bir zemine ve geleceği inşa sürecinde motivasyona vesile kılmak, dünü, bugünü ve yarını bütünlük içinde ele almak önemsenmelidir.

“İslami ilimlerin nihai amacı insanın Rabbiyle, toplumla ve çevreyle olumlu ilişkiler kurmasını temin etmektir”

İslami ilimlerin nihai amacı insanın Rabbiyle, toplumla ve çevreyle olumlu ilişkiler kurmasını temin etmektir. Nitekim ilme ve bilgiye vurgu yapan ayet-i kerimeler ve bu meyandaki hadis-i şerifler nihayetinde insanın rabbi ve varlık dünyası ile ilişkilerine kılavuzluk etmektedir. İslam medeniyetinde bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. Yaşadığımız son iki asra yakından baktığımızda, ilim, bilgi ve felsefenin oldukça öne çıkmasına rağmen bireysel ve toplumsal anlamda, tarihin en büyük krizlerinin yaşandığını görmekteyiz. Bilimsel, teknik ve sosyal alanında yaşanan gelişmelerin, insanlığı neden daha güzel bir hayata taşımadığı sorusu oldukça önemli ve üzerinde düşünmeye değer bir mevzudur.

“Bugün insanlığın yaşadığı bireysel ve küresel sorunların hangisinin Müslümanları ilgilendirmediğini söyleyebiliriz?”

Dini yükseköğretim, ilimleri dini/dini olmayan şeklinde keskin çizgilerle tasnif etmenin ötesinde hayata bütüncül yaklaşmalıdır. Bugün insanlığın sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel alanda yaşadığı bireysel ve küresel sorunların hangisinin İslam’ı ve Müslümanları ilgilendirmediğini söyleyebiliriz? Nitekim teknoloji, bilim, ekonomi, hukuk gibi alanlarda yaşanan sorunların temelinde insana, çevreye, evrene bakıştaki çarpık ve yanlış anlayışın yani aslında İslam’ın dünya ve evren tasavvurunun ihmal edilmesinin önemli bir etken olduğunu görmekteyiz. Bununla beraber dini yükseköğretimin, bugün yeryüzünün küresel meseleleri karşısında ortaya koyduğu perspektifin ve duruşun gözden geçirilmeye muhtaç olduğu da aşikârdır.

“Dinin mekasıdı ile yükseköğretimin müfredatı arasında güçlü bir ilişki kurulması zorunludur”

Dinin mekasıdı ile yükseköğretimin müfredatı arasında güçlü bir ilişki kurulması zorunludur. Hiçbir ilim dalı sosyal gerçeklikleri ve yaşanan hayatı göz ardı edemez. Özellikle İslam toplumlarında dinin dışlanarak hiçbir sosyal meselenin tam olarak kavranmasının mümkün olmadığı apaçık bir gerçektir.

Bugün küresel anlamda islamofobi endüstrisiyle bir algı operasyonunun varlığı yanında, İslam toplumlarında da dinin doğru anlaşılması alanında sorunların olduğu, yanlış dini bilgi ve din tasavvurunun, dini kavramların bağlamından koparılarak istismar edilmesinin; yaşanan terör, tefrika, etnik ve mezhebi farklılıkların soruna dönüşmesi gibi meselelerde etkisinin olduğu aşikârdır. Bu açıdan işimiz çok önemli. Bugün küresel anlamda bütün bu çalışmalara bizim öncülük etmemiz gerekiyor.

Dinin bilgisizliğe ya da sağlam temellere dayanmayan yaklaşımlara terkedilmesinin ve doğru şekilde karşılanmayan her ihtiyacın istismara açık bir alan oluşturduğunu, bugün daha yakından görmekteyiz. Doğru dini bilginin üretilmesi ve topluma sunulması noktasında ise, en önemli görev ve sorumluluk tabi ki ilahiyat fakültelerine, İslami İlimler fakültelerine, ondan önce İmam Hatip Liselerinden de buna başlamak lazım. İmam Hatip Liselerindeki kaliteli eğitime önem vermek lazım. Bu da İlahiyat fakültelerinde yetiştirmiş olduğumuz öğretmenlerle doğru orantılı. Sonra hepsi, bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir kısmı Diyanet İşleri Başkanlığından görev alıyor ki alana yansıyor.

Diğer önemli bir husus ise; din hizmetleri ve din eğitimi sunan Diyanet İşleri Başkanlığı ile dini yükseköğretim kurumlarımızın ilişkisidir. Malumlarınız olduğu üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, dünyanın her yerinde ve toplumun her alanında din hizmeti sunan bir teşkilattır. Hizmet götürdüğümüz her bölge kendine özgü şartları ve imkânları gereği farklı formasyonlar gerektirmektedir.

“İlahiyat Fakültelerinde ya da Eğitim Fakültelerinde “Okul Öncesi Din Eğitimi” bölümünün açılmasını istiyoruz”

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak okul öncesi din eğitimimiz var, İlahiyat fakültelerinde okulöncesi din eğitimi yok şu anda. Biz ısrarla ilahiyat fakültelerinde ya da eğitim fakültelerinde “Okul Öncesi Din Eğitimi” bölümünün açılmasını istiyoruz. Buna çok ihtiyacımız var. Biz 5 sene önce okul öncesi yani 4-6 yaş grubu Kur’an kursu programını başlattık 3 bin kadar öğrenciyle, şu an 150 bine ulaştık, 150 bin öğrencimiz oldu. Ve talepler o kadar fazla ki eğer taleplere cevap verebilsek öğretmen ihtiyacını karşılayamıyoruz. Yani İlahiyat fakültesinden ya da önlisanstan mezun olmuş şu an okul öncesi eğitim formasyonu almamış Kur’an kursu öğretmenlerimizi biz o sınıflara vermiyoruz. O formasyon olması lazım. Bunu nasıl karşılıyoruz? Milli Eğitim Bakanlığında Hayat boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile yapmış olduğumuz ortak çalışmalarla 360 saatlik sertifika programları yaptık. Bu programlara devam eden yüzyüze eğitim alan öğretmenlerimizi ancak o sınıflara sokuyoruz. Bu yüzden öğretmene ihtiyacımız var.

Programa Kütahya Valisi Ahmet Hamdi Nayır, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ramazan Muslu, Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Mehmet Kapukaya, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Kadir Dinç, Kütahya İl Müftüsü Hüseyin Hazırlar ve çok sayıda akademisyen katıldı.

 

Facebook
WhatsApp
Twitter
LinkedIn
Email